7 Eylül 2018 Cuma

Teşekkürler Polonya!

Devam....
Evet uzun zaman oldu.....
Araya giren mesafeler biraz hafızamı zedelemiş olabilir ama özet geçecek kadar hatıram mevcut hala. Emirle başlayan bu maceram hiç beklenmedik bir şekilde devam ediyordu. Uzakta yaşıyor, okuyor iseniz en büyük sıkıntınız sevdiklerinizden uzak olmanız olacaktır. Orada geçirdiğim zaman süresince beni en zorlayan şey bu olmuştu. Bildiğim tek birşey vardı ki Emir benim ailem olmuştu. Başlarda birbirimizi yeni tanıyan iki farklı yabancı olsakta zamanla birbirimizi koruyup kollayan iki insan oluvermiştik. Nereye gitsek, ne yapsak hep birbirimizi düşünerek hareket ediyorduk. Polonya o kadar çılgın bir yer ki, kampüsün içerisinde sabah 9 da içmeye başlayan öğrenciler düşünün...... Yolda çişini yapan, eğlencenin onlardan sorulduğu kuşkusuz insanlar.... Bir o kadarda soğuklar bu ayrı konu. Her hafta gittiğimiz eğlence mekanları ve partiler ile uyum sağlıyorduk Polonyaya. Birde benim yurt meselem vardı tabi. Birbirimizi kuzen diye tanıtarak yurt değişim işlerimizi kısa sürede halledip aynı yurda yerleşmiştik.... Teknik olarak Emir'in tekli odasına el koyup, onu ikili odaya şutlamıştım ama yinede beni sever kendisi...... Gelelim konunun en güzel ve sıcak kısmına. Komşularım. Gamada kalıyor iken ( eski yurt) yandaki oda arkadaşlarım ile o kadar iyi anlaşmıştım ki, ayrılmak beni aşırı üzmüştü. Bana hazırlanan kahvaltılar ve tarhana çorbalarını asla unutmayacağım. Yeni yurdumunda bana kazandırdığı komşularımı asla unutumam. Onlar hakkındada örnek verebileceğim çok şey var tabikiiiii. Mesela odalarının dağınıklığı ve benim onlara temizletme çabam, film gecelerimiz ve sabaha karşı uyumalarımız veya koridordaki cam yanı sohbetlerimiz, Avrupa turumuz, yemek pişirmelerimiz,kaytarmalarımız falan falan..... He birde sarhoş olmalarımız ,hasta olmalarımız var. Odama ıhlamurlar mı gelmedi, önüme yemekler mi getirilmedi. Buraya yazarak anlatamadığım daha birçok şey... Günler hızla geçiyordu. Festivaller,tatiller derken kendimizi derslerle boğuşuk vaziyette bulmuştuk. Bizde herşeyi başaracak güç olduğundan hepimiz bu süreci en güzel şekilde atlatıp dönemi bitirmiştik. Kimi zaman birlikte sabahladık, kimi zaman birbirimize fikir,moral verdik. Bir Erasmus ancak bu şekilde ,bu kadar güzel bir şekilde sona erebilirdi. Teşekkürler Erasmus, teşekkürler Polonya. Hayatıma bu kadar güzel insanlar soktuğun için, önümü görmemi sağladığın için. Karşıma Emir'i çıkardığın için. Onu herhangi biriyken, hayatım yaptığın için. TEŞEKKÜRLER. 

27 Şubat 2018 Salı

well, hello everyone!


Bialystok, POLAND
Amerika anılarım ile devam ettigim sonrasında Türkiye'deki kısa can sıkıcı günlerin ardından Polonyada yeni bir hayata merhaba!!!!!! En baştan başlıyorum. Yola çıkmadan daha öncesinden. Sonrasını sindire sindire anlatacağım , anlatacağım ki hiç unutmamak üzere bu satırları gömeyim buraya. Yola çıkmadan aşırı sakindim neden bilmiyorum. Ailemin arkadaşlarımın üzüntüsü bile bana acı vermiyordu sanki aslında hiç gitmeyecekmişim gibi.Haftalar öncesi başladım bavul hazırlığına Çünkü neden başlamıyım ki...... Sığmıyordu ısrarla hiçbir şeyim. Aslında umursamam gereken şeylerin özleyecek olacağım ailem ve arkadaşlarım hatta yaklaşan sorumluluklarım olması gerekirken ben götüreceğim bot sayısını düşünüyordum. Ne komik. Bazen insan anlık olarak düşünmesi gereken hissetmesi gereken şeylerin farkına varamıyor. Olsun. Gelelim sonrasında olanlara. Her şey hazır gidiyorum. Birlikte gideceğim kişiyi bile doğru dürüst tanımıyordum. Yeni bir hayata, bambaşka bir ülkeye merhaba demeye hazırım. Saat akşam 8, havaalanındayız. Yeni tanıştığım yol arkadaşımla çıktım yola. Tabi ki bavul krizi yaşadık yaşamaz olur muyuz? Neyse ki 2. bavul parası verdiğimizden elimizde çok eşya taşımayacaktık. 10:20 deki uçağımıza bindik ve anladım ki....gidiyorum.... Size biraz planımızdan bahsedeyim. Ucuza getirdiğimiz biletimiz ile birlikte bize 2 günlük yolculuk sunuldu. Evet. 2 saatlik yolu 2 günde gidecektik. İstikamet Yunanistan!. Daha uçağa binmeden, bizi uçağa götüren otobüsümüzde sesli bir şekilde dua eden abimiz bizi biraz ürküttü. Hani malum, yanlışlıkla mefta olmak istemeyiz. Sapasağlam ulaştık uçağa ama gördüğümüz uçağı tek kişilik uçaklardan falan sandık o derece küçüktü. Tamam sakinim........... Yunanistan'a inene kadar bana yapılan uçak pervanesine kuş kaçma şakalarını dinledim. Eğlendim evet itiraf ediyorum. Tamam sonrasında indik uçaktan. Merhaba Yunanistaaaan!!!!. İşte herşeyin başladığı o an. 9 saatlik duraklamamız vardı ve arkadaşımın kuzeni Yunanistan'da çalışıyordu ve planımızda merkezde onunla buluşmaktı. Gece saat 11 civarı ve bizi Merkeze götürecek olan otobüse bindik. Biletlere verdiğimiz kişi başı 12 Euro sanki azmış gibi, biletçi abimiz arkadaşımın dönüş biletini tekrar makineye okuttu..... Hani bunu yazmasam çatlardım ahahahaha. Merkezde indiğimizde, ne internetimiz vardı nede iletişim kurabileceğimiz biri. Neyse ki civarda Mc bulduk ve free wifi olanağından faydalandık. Buluşmalar ayarlandı, tanıştık, güzel ve nezih bir mekana oturup yorgunluk içkilerimizi yudumladık. Bir kaç saatliğine de olsa yollarda gezinme ve çevreyi azda olsa tanıma fırsatı yakaladık. buradan Miray'a çok teşekkür ederiiiim. Günümüzü tabiki Mc cafede sondandırdık. Orasının bende farklı bir yeri var. Fazla ürkütücü şeyler oldu hazır mısınız? İşte o an. Bir kadın ansızın gelip bana saati sordu. Evet çok normal, cevap verdim. Sonrasında kadın oturduğu yerde cama bakarak elindeki kartlar ile oynamaya ve sanki karşısında biri varmışcasına konuşmaya başladı.Kadın tepkilerini arttırdıkça bizim ilgimizi daha fazla çekiyordu çünkü kadın hayali insanlarla konuşuyordu hatta kavga ediyordu. Zaten fazlası ile yorgunduk saat gece 3 civarıydı. Kadını gördükten sonra kalkma vaktinin geldiğini anladık. Evet artık bizi havaalanına götürecek otobüse bindik. Arkadaşım tabi ki tekrar bilet aldı ve kuzeni Miray ile vedalaştık. Çok şanslı görüyorum bizi çünkü o yorgunlukla uyuyakalmadan havaalanına varabildik.Uçağımızın kalkmasına daha yaklaşık 3 saat vardı ve biz ölmüştük. Arkadaşımın tavsiyesine uyarak 2 saat uyumaya karar verdik tabi tüm bu zaman içerisinde gözlerim lenslerden kıpkırmızı olmuştu.Sonunda Varşova'ya giden uçağa adımımızı attık. Daha uçağa girmeden, taktığımız şapkalardan olsa gerek, bir güvenlik görevlisi pasaportlarımızı görmek istedi,sadece bizimkini. Sanki şüpheliyiz.....Neyse neyse geçtik o faslı. Uçuşa gelelim. Doğrusu hiçbir şey hatırlamıyoruz o yolculuğa dair çünkü uyumuşuz...... İner inmez bavullarımızı aldık ve 3 saat sonra kalkacak olan otobüse doğru yol aldık. Tabiki buraları hızlı geçeceğim çünkü o kadar çok dışarı çıkıp içeri girdik ki. Soğuktan bahsetmeyeceğim bile. ÖLÜM. Sonunda otobüse bindik. Bekle bizi Bialystok. Otobüste de bedava internet vardı ve 5 saat sürdü yaklaşık olarak. Hava gittikçe soğuyordu, dışarısının beyazlaşmasından anlıyorduk. İndiğimizde artık tek istediğimiz şey bir şeyler yiyip uyumaktı, sadece uyumak. Mentor'um Sylvia bizi indiğimiz yerlerden aldı ve yurtlarımıza götürdü. Kötü haber şu ki, ikimizde farklı yurtlardaydık. Alfa,Beta,Gamma,Delta şeklinde giden bu yurtlarda ben Gammada o ise Betada kalacaktı. Benim için yıkım oldu bu.... Emirle ayrı yurtlarda olacağımız fikri beni fazlasıyla germişti. Evet adı Emir. Polonyaya hoşgeldik. Macera başladı....Devamı gelecek.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Daha mutlu

Alışıyordum. Alışıyordum yavaş yavaş. Önümdeki 4-5 günüm odada, izole edilmiş bir şekilde geçmeye başlamıştı. Gerek yoktu ama öyleydi işte. Napıyorum ben? Neredeyim? sendromu.Derkeeen tanıştım onlarla. Benim ilk Türk arkadaş grubum.  Oda arkadaşım Ege'nin erkek arkadaşı ve oda arkadaşları. Daha oradaki hayatım ile ilgili ne yapacağıma karar bile vermemişken bir hevesle ilk arabamı aldım. Sanki çoook gerekiyormuş gibi dediğinizi duyar gibiyim. O günden sonraki 3 ayım refah içinde geçti sayesinde.... İşe alışmaya başlamıştım,yavaş yavaş çevre yapıyordum falan. Sanırım o zamanlarda yaşadığım ilk aksiyon İspanyol pasaportu  ile bir eğlence mekanına girmekti. O günden sonra nerede olduğumun, anı yaşamam gerektiğinin bir kez daha farkına varmıştım. İlk haftalar yaptığım yegane şey çalıştığım Resort'un arazisini keşfetmek, biraz dışarıdaki göle gitmek falan olmuştu. İşte tamda o zamanlarda kaçırmıştım Chicago'daki Coldplay konserini... İçimde yaradır hala. Olsun be gölü gezdim bende ....
Her gün birileriyle tanışır, işi daha iyi öğrenir olmuştum. Nihayet o gün gelmişti. Sınava girecektim ve cankurtaran olacaktım!. O zaman tanıştım onlarla. Tayvanlı arkadaşlarım. Suyun altında su geçirmiyor diye fotoğraf çekmeye çalıştığımız Iphone 7'yi , her daim yanımda bulundurduğum üzümlerimi, aralarından birinin her fotoğraf çekildiğimizde üstünü çıkarmasını, Really???? dememi komik bulup dalga geçmelerini asla unutamayacağım sanırım. Maceralarımız,anılarımız tabiiki bunlarla sınırlı değil, daha anlatacak çok şeyim var.. Türk grubumla mutfakta yaptığımız ilk yemek, tavuk sote! Benim ısrarımla mırın kırın ederek mikrodalga yemeklerine bir süre ara verme kararı almışlardı ama sonrasında da hallerinden gayet memnun görünüyorlardı. Her akşam batak atmaya başlamıştık. Nerede mi? Mucizevi icadımızla tanışın... Dolaplarından söktükleri rafı, ters çevirdikleri iki çöp kutusunun üstüne koyduklarında adeta kumar masası icat etmişlerdi. Bir gün Downtown'a gittik ve orda Vintage fotoğraf çekildik!. Bir başka deneyimdi benim için itiraf etmeliyim. İlk defa o tarz bir yerde, eski kıyafetlerden giyip fotoğraf çekilmiştim. Birazda cankurtaranlıktan bahsedeyim. Herkesin söylediği aksine zayıf ve minyon bir tip gayet cankurtaran olabilir. Misal ben. 4 aylık çalışma tecrübeme göre gereken tek şey ''cesaret''. Fazla tehlikeli kaydıraklar ve havuzlar yoktu tabi ama bizde bir şeyler öğrendik. Gördüğüm tombul popoların haddi hesabı olmasada sanırım yazın en eğlenceli işini yapıyordum ve bunu çok seviyordum! Anlattığım tüm bu aşamalardan sonra kendime gelen bu ekstra özgüven ve gurur duymuşluk hissi pahabiçilemez. Devamı gelecek....

19 Ekim 2017 Perşembe

Her şeyin başladığı o an

Nasıl başlanır bilmiyorum içimde bunca şey varken. Macera dolu Amerika..
Evet döndüm. Tam 4 ay sonra. Yaşadıklarım mı? Dur bir dakika oraya geliyorum. Her şey yaşayacağım eyalete giden uçağı kaçırmam ile başladı. Bavullarımın gitmiş ve benim kalmış olmam tokat gibiydi evet. Sakin olmalıydım, indikten sonra her şeyimi bulacaktım zaten. Nitekim öyle oldu, derin bir ohhhh çektim. 4 ayımın dolu dolu geçtiği o eyalete, Wisconsin'a adım attığım ilk andan itibaren tek başımaydım. Hala lobide bavullarımla beklediğim o anı hatırlıyorum da.. Kim gelecek? Ne zaman gelecek? Ne yapmalıyım? Tam iki saat sonra o 4 ayımı geçirdiğim evime götürülmüştüm. Bavullarımla kapıdaki o topluluğun önünden geçerken bakışlara aldırış etmeyip merak içinde içeriye attım kendimi. Kaç Türk vardı? Kimlerle kalacaktım?. Kalacağım insanların içinde Türk var mıydı? 224. Kalacağım odamın numarası. Üzerinde adım yazan bir zarfın bana verilmesiyle her şey başlamıştı.Odam 2. Kattaydı. Asansöre biner binmez bir çocuk daha giriverdi içeri. Birbirimize ''merhaba'' diyip güldük. Türktü. İlk konuştuğum kişi Türktü!. Odama vardığımda kapıyı açamayarak ilk fiyaskomu yaşamış oldum. Neyse ki o sırada oradan geçen bir kız yardım etti. Utanç içinde içeri attım kendimi. İlk gördüğüm şey eşyalardı. Birileri zaten yerleşmişti. Oturdum ve bekledim. Dikkatimi çeken şey masanın üstündeki tuzluktu. Türk!!!!!!!!! dedim kendi kendime. Bir diğer masada İspanyolca yazıları olan bir ilaç. Diğeri de İspanyol. Güzeeeel :) . Claudia ilk tanıştığım oda arkadaşım oldu. Onunla tanıştıktan sonra 2 haftamı İspanyol tayfası ile geçirdim. Benimde çat pat İspanyolca bilmemi göz önünde bulundurarak sadece İspanyolca konuşan bu grup, zamanla benimde grup arkadaşlarım oldu. Aralarındaki tek yabancı,tek Türk ben olduğumu düşünürsek bizi gören herkes, hatta sonrasında yeni tanıştığım tüm insanlar beni İspanyol zannettiler. Hoş, herkes İspanyollara benzediğimi söylüyor o ayrı konu hala çözemedim..... Geldiğim ilk gün kaçırdığım cankurtaran dersleri yüzünden bir sonraki dersleri beklemem gerekti. Hatta ilk 3 günümü boş boş etrafı gezip,keşfederek geçirdim.Bu süre zarfında diğer oda arkadaşım Ege ile tanıştım. Bana birçok tavsiye verdi diyebilirim. Yinede bu, ilk alışverişimde aldığım onca gereksiz şeylere mani olamadı tabii.  Bir süre sonra odamıza diğer İspanyol arkadaşım olan Marta geldi. Her şey istediğim gibi gidiyordu. İspanyolcamı geliştirmek konusunda kendimi fazla gaza getirmiştim. Marta'nın da geç gelmesi ile aynı dersleri ve eğitimleri alacağımızı bilmek beni çok rahatlatmıştı. Sadece o değil diğer İspanyol arkadaşlarım ile de aynı sınıfta olacaktım. İlk iş günümüzde jilet gibi üniformalarımızı giyindik. Su parkına yol aldık. Otel o kadar büyük ki , gideceğiniz yeri bulmanız için size harita veriyorlar :) İlk gün İspanyol arkadaşlarımla aldığım eğitimden sonra resmen çalışmaya başlamıştık. O günden sonra ki  tek başıma geçireceğim ilk iş günüm için
5 alarm birden kurup heyecandan uyuyamamıştım, ya geç kalırsam diye..... Şu an gülüyorum o halime doğrusu. Her şey başlamıştı, Amerika'daydım ve çalışıyordum. Tek başımaydım....

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Amerika

Evet ayak bastım . Amerikadayım. Bir zamanlar rüya gibi gelen hiç gelmeyi düşünmediğim yerdeyim. Beni ne bekliyor bilmiyorum ama ayağımı bastığım anda yalnız hissettiğimi ve bunu sevdiğimi söyleyebilirim.! Beni bekleyen maceralar olacak biliyorum ve sabırısızım. Bunu şu an çok başka bir yerden yazıyorum , çünkü çok gezdim çok macera yaşadım. Ve hala açım maceraya... NYC,  Massachusetts, Connecticut gibi birçok yeri gezme fırsatım oldu. NYC , Times Square de kendini tutuklatana kadar polislere bağıran adam, Brooklyn Bridge'de bisiklet yolu üzerinde fotoğraf çekildiğimiz için az daha ezilmemiz, yine Brooklyn'de karşıdan karşıya Türk usulü geçerken ezilmekten son anda kurtulmamız, Manhattan'da diş fırçası aramak uğruna herşeyimizi ortaya koymamız, Liberty Island yolunda bir grup dansçının herkesi başına toplayıp gösteri yapıcam ayağına bekletip gösteri için para istemesi, NYC metro kartı alıp makine para üstü verir diye düşünüp 20$ kaptırmamız, Rhode Island'da üyelik gereken bir otoparka park edip sırf gidip kendimiz sordugumuz için arabayı çekmek zorunda kalmamız, mayolarımızı giyip suya giremememiz gibi daha birçok anı var. En önemliside bunları en değerlinizle yapmanız. Devamı gelecek......

18 Mayıs 2017 Perşembe

Bekleme-ntiler

Kendimizden beklentilerimiz neler? Ne istiyoruz? Yoksa bizden beklentilerimi ister olduk zamanla? zaman öyle korkunç bir olgu ki, kendimize bakış açımızı, benliğimizi değiştirir bazen; geliştirir düşüncelerimizi , olgunlaştırır, çocuklaştırır. En önemlisi biliyor olmak sanırım bunu. Zamanla değiştiğimizi ne olursa olsun. Bilelim ki yapılacak hiçbir şey için geç değil şu anda, ne zaman mı geç olur? . Anlarsın. Anlarsın o zaman geldiğinde ve yinede bilmeni isterim biraz cesaretle aşılamayacak duvar yok, bahsettiğim duvar çin seddi olsa da yada uçsuz bucaksız bir uçurum; sonunu göremediğin, içindeki duvarları aştığın sürece , o eşikten kendini geçirdiğin sürece seni tutan hiçbir şey kalmaz. Gerçekleşemeyecek bir şeyi hayal edemezdik zaten değil mi?

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Son kez

Her saniyemiz sadece kendimiz için bile yoğun ve karmaşık duygularla geçiyor. Peki ya diğerleri? O küfür ederek uyandığı sabahta işine küfür ederek gidenler, yoğun bakımdaki yakınının uyanmasını uman, sırf para için hayatını riske atanlar, evlat acısı çekenler,anne-baba acısı çekenler; o çok istediği sınavı kazananlar, hayatının fırsatını yakalayanlar,yaz planları kuranlar... Şu an bizim aksimize hatta biz bile öyle şeylere kafa yoruyoruz ki hayattın bazı kısımlarını kaçırıyoruz. O kadar meşgulüz ki yarın,öbür gün diye diye bir bakmışız zaman geçmiş, artık çok geç. Zaman böyle değil midir zaten öyle hain öyle düşüncesiz, geçer işte birden anlamayız. Hastalığın bol olduğu günler geçiriyorum. Her yaz , hatta hayatımın neredeyse her döneminde benimle olan, benimle olmasına alıştığım insanları teker teker kaybediyorum. Yarın uğrarım, yok öbür gideyim dediğim her saniye için şu an pişman olduğum içimi kemiren bu lanet his ile yaşıyorum bir süredir. Bunlarla bu kadar yakın ve beklenmedik bir sürede karşı karşıya kalacağımı düşünmemiştim.Bugün aldığım bir haberle uzun zamandır yoğun bakımda durumu pek iyi olmayan yakınımın 'annesinin' vefat ettiğini ve daha dün bana selam yolladığını öğrendim. Dün orada olabilirdim ama değildim,Olmalıydım diyorum kendime. Önüne geçemeyeceğim şeyler var evet, mesela artık o yok, ''anneannem'' yok. Ben ona böyle derdim.. Ama onun yok olmaması aksine keşke ben orada olsaydım diyorum son kez. Keşke diyorum. Keşke demeyin. O haftaya göreceğiniz insanları bu hafta görün. Hayatta keşkelere yer yok çünkü.